Yazar · Yorumcu · Siyaset Bilimci
02 Kasım 2026

Cem Tağluk Yazdı: Kocaoğlu’na Vefa Sınavı

İzmir’de son dönemde yaşananlar, “siyasi olgunluk” kavramını yeniden akıllara getirdi.

Bir siyasetçi, aldığı oyların hakkını nasıl verir? Nerede duracağına nasıl karar verir? Kendisini o makamlara taşıyan seçmene karşı sorumluluğunu ne kadar hatırlar?

Bu sorular, İzmir siyasetinde son dönemde yaşanan tartışmaları akıllara getirse de gözden kaçan bir isme dikkat çekmek istiyorum.

397 yıl hapis istemiyle yargılandı. Yıllar süren davanın sonunda beraat etti. O dosya kapandı ama yaşananların insan ömründen götürdükleri hiçbir kararla geri gelmedi.

Bugün başka bir hesap var önümüzde. Emeğin, tecrübenin ve vefanın kaç oy ettiği hesaplanıyor.

Anlaşılan bazı siyasi hesap makinelerinde bunların tuşu bulunmuyor.

Kocaoğlu’nun son dönemdeki siyasi tercihleri de ayrı bir tartışma konusu oldu. Yıllarca kendisini taşıyan siyasi geleneğin ardından farklı arayışlara yönelmesi, vefa kavramının yalnızca kendisine değil, kendi tercihlerine de uygulanması gerektiğini gösterdi.

Acaba zihinsel olarak bir aydınlanma yaşamış mıdır, bilinmez. Ancak asıl soru şu: Yanlışta ısrar edecek mi?

Kendisini o makamlara taşıyan, Cumhuriyet’in kurucu partisinin kurumsal kimliğine sahip çıkmak yerine popülist algı operasyonlarının peşinden gitmekten vazgeçecek mi?

Artık bu tür siyasetçilerden yorulduk. Seçmenin görevi, birilerini makamlara taşımaktan ibaret değildir!

Seçmenin hizmete ihtiyacı var. Oluşturulan algı balonlarının peşinden gitmek yerine gerçekçi düşünmeye başladığımızda hem yaşam kalitemiz hem de bizi yönetenlerin kalitesi artacak.

Temel insani değerleri unutanların artık bizi yönetmemesi gerekiyor.

Örneğin vefa! Vefasızlık yapanlar, gün geliyor vefasızlıkla sınanıyor.

Vefa bir semt adıymış. Bizim siyasetçiler de adresi unutmuş olacak.

Gerçi adaylık başvurularının yapılacağı adresi, destek istenecek kapıyı, fotoğrafa girilecek noktayı pek güzel buluyorlar.

Hafıza kaybı nedense yalnızca teşekkür borcunda ortaya çıkıyor.

Kocaoğlu’nu eleştirebilirsiniz. Belediyeciliğini tartışabilir, siyasi tercihlerini yanlış bulabilirsiniz. Kimsenin geçmiş hizmetleri kendisine ömür boyu makam hakkı vermez.

Fakat bugün makamda oturanların da kendilerine şu soruyu sorması gerekir:

Biz bu koltuğu hangi başarımızla hak ediyoruz? Ağzından demokrasiyi düşürmeyenler, genel merkezlerinde hazırladıkları listeleri dayatıyorlar.

Seçilmek, sonraki bütün yanlışların peşinen affedilmesi anlamına mı geliyor? Parti rozeti yakaya takılınca hesap verme yükümlülüğü vestiyere mi bırakılıyor?

Belediye başkanlığı, makam aracının arka koltuğundan şehri seyretme işi değildir.

Sokaktaki sıkıntıyı duymak, hizmet üretmek, verilen sözün arkasında durmaktır.

İlçe sınırlarında çözülemeyen sorunlar dururken parti içindeki dengelere gösterilen olağanüstü hassasiyeti görünce insan şaşırıyor.

Demek ki istenince bu kadar dikkatli çalışılabiliyormuş!