
İl başkanlığı seçimi bitti. Sandıklar açıldı. Çağatay Güç kazandı.
Ancak siyasette soyadınızın Güç olması başka, örgütünüzün güçlü olması başka.
Açıklanan rakamlara göre 643 delegeden 465’i sandığa gitti. Çağatay Güç, tek aday olarak girdiği seçimde 408 oy aldı.
178 delege sandığa gitmedi. Oy kullanan 57 delegenin oyu da Güç’ün hanesine yazılmadı.
Yani yarısı değil, yarısından biraz fazlası. Üstelik karşısında başka aday da yok!
Kendi oluşumunda etkili olduğu delege yapısında bile 235 kişinin oyunu alamayan bir il başkanı, İzmir’in farklı siyasi görüşlerini, kırgınlarını, küskünlerini nasıl aynı masada buluşturacak?
Kendi delegesini sandığa getirmekte zorlanan bir siyasi yapı, İzmirliyi meydanlara nasıl davet edecek?
Bunlar seçim sonucunu değiştirmeyen ama siyasi açıdan cevap bekleyen sorular.
İzmir’e 15 yıl Büyükşehir Belediye Başkanı olarak hizmet etmiş Aziz Kocaoğlu da bu süreçte yeniden gündeme geldi.
Çağatay Güç’ün, “Aziz Abi bizim abimizdir” yaklaşımı güzel.
Peki, Aziz Kocaoğlu neden kurultay delegesi listesinde yok?
Bu bir siyasi tercih mi, örgütsel denge hesabı mı, yoksa başka bir gerekçesi mi var?
Siyasette büyüklere saygı göstermek elbette önemlidir. Fakat mikrofon başındaki güzel sözlerle liste hazırlanırken yapılan tercihler arasındaki uyum da sorgulanır.
Konuşmalarınızda sürekli önünüzdeki kâğıtlara bakmak yerine bir prompter kullanmayı düşündünüz mü?
Hiç olmazsa başınızı kaldırır, salondakilerin gözlerinin içine bakarsınız.
Zaman zaman 23 Nisan töreninde şiir okuyan öğrencileri hatırlatan bir görüntü ortaya çıkıyor.
Gerçi çocukların hakkını yemeyelim. Onlar çoğu zaman şiirlerini ezbere okuyor!
Elbette siyasetçi not kullanabilir. Önemli olan konuşmanın kâğıttan okunması değil, salondaki insanlarla nasıl bir bağ kurulabildiği.
Prompter metni göz hizasına taşır, siyasi heyecanı değil!
Cemil Tugay’ın mitingindeki katılıma yönelik eleştiriler de ayrıca değerlendirilmeyi hak ediyor.
Bir mitingin başarısı yalnızca katılımcı sayısıyla ölçülemez. Ancak beklentilerle gerçekleşen katılım arasında fark varsa bunun nedenleri sorulmalı.
Parti içindeki tartışmalar saha çalışmalarını etkiledi mi?
Bu soruların cevapları, siyasi organizasyonların gerçek gücünü anlamak açısından önemli.
Çünkü İzmirli artık sadece miting meydanlarına bakmıyor.